Eski MB Başkanı Durmuş Yılmaz konuştu ‘Hesap sorulmadı’

Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, yeni Merkez Bankası başkanı ve ekonomi yönetiminin belirleyeceği yol haritası piyasanın gündeminin odağında yer alıyor.

Ekonomim’den Burcu Göksüzoğlu’nun haberine göre; Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, yeni başkan Gaye Erkan ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ilk yapması gerekenlere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Ekonomi yönetiminde yapılan atamalar politikalarda U dönüşünün sinyali mi? Yoksa bir makyaj ekonomisinin habercisi mi?

İnşallah makyaj ekonomisi olmaz. Gereken neyse onu yapacak bir heyet işin başına gelmiştir, gelmesi gerekir diye düşünüyorum. Mehmet Bey’in yetkinliklerini sorgulamak mümkün değil, doğru değil, şahsen benim haddime de değil. Merkez Bankası Başkanı arkadaşımıza gelince ben kendisini son 10-15 günde ismen tanıdım. CV’sinden gördüğümüz kadarıyla son derece parlak bir arkadaşımız, kendisini tebrik ediyorum, görevi hayırlı olsun. Fakat şu herkes için geçerli; güçlü bir CV başarılı olmanın, mutlaka olacağı anlamına gelmediği gibi yani o kadar güçlü olmayan bir CV sahibinin de başaramayacağı anlamına gelmez. Dolayısıyla bu icraat ile ortaya çıkacak bir durum. Ben bir tweet attım orada dedim ki; Piyasalar elbette başkanı da sınayacak, bakanı da sınayacak ama bence daha ziyade bakanı sınayacak. Çünkü Merkez Bankası Başkanı’nın işlerini yapabileceği, eylemlerini ortaya koyabileceği ortamı sağlamak bakanın görevi. Piyasada bakanın sınanması bu ortamın sağlanıp sağlanmayacağı ile ilgili olacak. O ortam sağlandıktan sonra eğer başkan gerekeni yaparsa şu anda karşı karşıya olduğumuz sorunları belli bir süre sonra düzene sokar ve artık meyvelerini toplamaya başlarsa tarihe geçer diye düşünüyorum ama bakan bu ortamı sağlayamaz da başkan eli kolu bağlı hale gelirse başkanı mazur görmek lazım.

BİR MANİFESTO YAYIMLAMASI GEREKİYORDU

Yeni TCMB Başkanı Erkan’ın bugüne kadar yapması gerekenler var mıydı sizce?

Bence başkan hanımefendinin koltuğuna oturduğu gün toplumun karşısına çıkıp bir manifesto yayımlaması gerekiyordu. Bizim 2010 yılında 2001 krizi dönemindeki uygulamaların sonuna geldiğimizi dolayısıyla Merkez Bankası’nda para politikasının makas değiştirdiği bir çıkış stratejisini kamuoyuyla paylaştığımız gibi. Gaye Hanım’ın da çıkış stratejisinin ne olduğunu, o stratejilerin hangi veriler üzerine oturduğunu, neyi devraldığını ve neyi, nasıl değiştireceğini, hangi sürede, ne kadar sürede bunu yapabileceğini kamuoyuyla paylaşması gerekirdi. Çünkü bunun en önemli etkisi Merkez Bankacılığı açısından iletişim politikası, iletişim etkisi. İlk verdiğiniz mesajınız doğru algılanırsa kesinlikle ekonominin üzerindeki bazı yükleri maliyetsiz olarak halledebilirsiniz ama 5-6 gün geçti henüz böyle bir şey ortalıkta yok. Demek ki görebildiğim kadarıyla şu an itibariyle bir hazırlıkları yokmuş. Başkanın kendi kredi listesini inşası için elinde büyük bir fırsat vardı. Hala da var. Bütün bunları durum tespiti yapıp ondan sonra bir yol haritası ortaya koyup PPK’dan önce bunu kamuoyuyla paylaşması özellikle bankalar genel müdürlerine çağırıp onlara bir çıkış stresinin ortaya koyması gerekir diye düşünüyorum.

Merkez Bankası’nda PPK üyeleri yenilenmedi. Bu üyeler 22 Haziran’da faiz artırırsa bu nasıl açıklanabilir, çünkü faiz indirenler de bu üyeler…

PPK’nın yedi tane üyesi var. Şu anda sadece yedi üyeden bir tanesi değişti. Ayın 22’sinde faiz arttırılırsa bu sayın üyeler bu yaptıkları faiz artırım eylemini nasıl gerekçelendirecekler? Merkez Bankası para politikası kurulu sadece veriye bakar. Veriden başka bir şeye de bakmaz. Dolayısıyla bir ay önceki PPK toplantısındaki ellerindeki veriler faiz indirimini haklı gösteriyorsa bir ayın içerisinde ne oldu da faizin arttırılmasına sebep oldu. Bu faktörlerine de kamuoyuyla paylaşılması ve inandırıcılığının olması lazım. O nedenle sorunuzun cevabı şu; bu konuyla ilgili beklentileri olumluya döndürecek olan eylem yüzde 100 yapılmış değil. Para politikası kurulu üyeleri üzerinde de düşünülmesi gerekir diye.

22 Haziran’da sizce nasıl bir karar çıkacak? PPK metinleri yeniden önem kazanır mı?

Ayın 22’sinde para politikası kurulunu ortaya çıkacak çok önemli bir metin olması lazım. Bir kere onca makro ihtiyati tedbirler var. Politika faiziyle ilgili bir söylem var; ‘Politika faizini biz artık etkisizleştirdik, politika faizi diye bir şey yoktur’ diye. Makroihtiyadi tedbirler çerçevesinde kredilerle ilgili, zorunlu karşılıklarla ilgili ve bir takım kısıtlar vesaireler var. KKM diye bir önemli sorun var. Bunları hemen bir gecede 10 günde, 15 günde, 1 ayda kaldırmak hem doğru değil, hem mümkün değil. Dolayısıyla bir perspektif verilmesi, takvimlendirilmesi lazımdı. Bütün bunlar yapılmadı. PPK toplanıp diyelim ki faizi 500 ya da 1000 baz puan artırdı. Bunu neye göre yapacak? Ve bu yaptığı 500-1000 baz puanı artışla hangi vadede nereye, nasıl geleceğini ve hedeflediğini, ne olduğunu açık ve net olarak ortaya koyması lazım. Elbette bir sinyal verecek ama politika faizi asli görevini inşa eder ve dolayısıyla da doğru sinyali verip aktarım mekanizmasını doğru çalıştırması gerekir.

YABANCI İHTİYACIMIZI BİLİP ŞARTLAR ÖNE SÜRÜYOR

Faiz arttığında dış kaynak gelecek mi ve dolar düşecek mi? Mehmet Şimşek’ten de bu bekleniyordu, mümkün olacak mı?

Çok zor bir durumdayız. Biz aldığımız önlemlerle, uyguladığımız politikalarla yabancıları piyasadan kovduk ve onun sonucunda da şu anda bir bedel ödüyoruz. Maalesef iki ucu pis bir değnek bu. İdeal olan şu; bizim bir enflasyon sorunumuz var. Merkez Bankası’nın görevi fiyat istikrarını sağlamak. Dolayısıyla belli bir vadede kabul edilebilir bir fiyat istikrarı anlamına gelen enflasyon hedefine götürecek politikayı ben uygulayacağım. Burada faizi arttırması gerekiyorsa da arttıracağım. Faiz artırımımın ana nedeni benim enflasyonla mücadelem ama bunun bir sonucu var. Sonucu da bu faiz artırımından dolayı yabancı sermaye Türkiye’ye gelecek. Gelen yabancı sermaye elbette sıcak para olacak. Şu anda benim 1 sente bile ihtiyacım var. O nedenle yabancı şunu hesaplıyor. Gelirim ama önce kur belli bir yere gelsin. Sonra bu parayla ben şu faizden yatırım yapmam diyor. En azından bunu benim kara dönüştürebilmem için faizlerin şu seviyeye gelmesi lazım, o seviyenin altında da gelmem diyor. Şu anda sorunuzun cevabı şu. Yabancının ülkeye sıcak para getirip onu satıp Türk varlıklarına yatırım yapabilmesi için bir faiz hedefi var. Bir de sattığı dövizin karşılığında elde edeceği döviz var ve ondan sonra da sizden istediği şey kurda istikrar. Biraz daha geriye dönük çıktığın zaman daha düşükten de satıp çıkabileyim diyor. Bu talepleri karşılamak o kadar kolay değil.

Merkez bankamız artık bağımsız mı?

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Mehmet Bey, Sayın Cumhurbaşkanı’ndan faiz oranlarının yüzde 25’e kadar yükseltilmesi konusunda izin aldı. Bu cümle bile bir felaket. Kapalı kapılar arkasında elbette siyasetçiyle, siyaset kurumu ile Merkez Bankası bağımsız kurumların otoriteleri, yetkilileri otururlar, konuşurlar. Bunun kamuoyuna arzı başka türlü olur. Güveni arttırıcı yönde olması lazım. Eğer izin çerçevesinde işlem yapılacaksa, işlem zaten baştan ölü doğmuş demektir. Kurumlar elbette konuşur ve konuşmalıdır ama TCMB başkanı ve yöneticilerinin ağzından piyasa bunu duymak ister ve duymalıdır. Doğru olan bu ama maalesef bence iş baştan eksi birle başladı diyeyim. Eğer doğruysa tabii, bakanın da burada günahını almış olmayayım.

BAŞKAN VE PPK ZOR BİR DURUMLA KARŞI KARŞIYA

Kavcıoğlu, BDDK Başkanı iken regülasyonlarda hafifleme bekliyor musunuz?

Kurumlar arasında koordinasyon son derece önemli. Ekonomiyi yönetmek için birtakım araçlar var. Bu araçlardan bir tanesi faiz. Bu TCMB’nin yetkisinde. Diğeri, kur politikası kimin yetkisinde? TCMB’nin yetkisinde. Düzenleyici tedbirler BDDK’nın yetkisinde. Şimdi finansal istikrarla fiyat istikrarı her zaman aynı yönde gitmez, gitmedi de. Bundan sonra da gitmeyebilir, gitmeyecektir de. Dolayısıyla kurumlar arasındaki koordinasyon öyle sağlanmalı ki finansal istikrar örneğin faizi artırımını öngörürken belki fiyat istikrarı faiz düşürmesini öngörebilir. Veyahut da tam tersi. Başka bir ekonomi politik aracı elbette faizler, teşvikler… Bunlar da Hazine’nin elinde. Dolayısıyla bütün bunların maksimum faydayı sağlayabilmesi için koordine edilmesi gerekiyor. Şu anda BDDK’nın başına gelen kişi karşı karşıya olduğumuz sorunların müsebbibi. Mehmet Bey bu akıl dışılığı ortadan kaldırmak için önce bu akıl dışılığa sebep olanlardan hesap sormalıydı. Açık ve net olarak maliyetini ortaya koymalıydı. Yani bu ortamda bu hesap da sorulamaz ama en azından resmi ortaya koymalıydı. Öyle bir resim ortada yok. Dolayısıyla PPK ve Merkez Bankası Başkanı zor bir durumla karşı karşıya.

BEN BAŞKAN OLSAYDIM ÜLKE BU NOKTAYA GELMEZDİ

Siz Merkez Bankası Başkanı olsanız ne yapardınız? Enflasyon-faiz ve kurda dengeyi nerede sağlardınız?

Ben Merkez Bankası Başkanı olsaydım ülke her şeyden önce bu noktaya gelmezdi. Önce doğruyu yapardım. Eğer yaptırmıyorlarsa da istifa eder, millete şikayet ederdim. Beni başka şeylerle suçlarlar, hapse atarlar mıydı? Atabilirlerdi. O da ayrı bir şey ama şu anda gelinen noktada bütün kurumların iş birliği yapıp finansal istikrar, kamu maliyesi, fiyat istikrarı, sermaye piyasasının düzenlenmesi vs. bir optimum nokta bulunması gerekir. Dolayısıyla para politikası son derece önemli. Nihai olarak Merkez Bankası’nın yapacağı, yaptığı iş siyasetçiye zaman kazandırmaktır. Çözüm siyaset kurumunda ve maliye politikasındadır. Oraya odaklanmak lazım. Merkez Bankası da bu ortamı hazırlar. Dolayısıyla fiyat istikrarını sağlamaya odaklanmalı. Onun dışında da başka bir şeye odaklanmamalı. Fiyat istikrarını sağladığı sürece devletin genel ekonomi politikasını elinden geldiği kadar desteklemelidir, destek olmalıdır.

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir